Çarşamba, Kasım 15, 2006

yuregimi isittin


 

***
Nasil kafa sayisi kadar dusunce cesidi varsa; kalp sayisi kadar da sevgi cesidi vardir.
***


Simdi nasil ucuyorum havalarda anlatamam! Neden oldugunu sorma bilmiyorum. Gercekten bilmiyorum. Hatta bilmek de istemiyorum. Boylesi guzel. Bu duygu guzel. Bu az bucuk sarhosluk guzel.

Bugun Pazar. Sonbaharin ortalarindayiz. Havalar artik oldukca serin. Gecen haftalarda daha ince birseyler giyebilirken artik iyice kalin giyinmeye basladik isinmak icin. Usutuyor hava.

Sogudu artik. Disaridasin usuyorsun. Iceridesin; disariya bakip usuyorsun.

Gokyuzu rengini kaybetmis. Seni kandirmaya calisiyor grinin butun tonlariyla gunesi unutturmaya yeminli bir tavirla. Oyle ki kendini hakli cikarmak icin doganin buyun renklerini sakliyor senden. Yesil yapraklari yok etmekle baslamis ise. Agaclar ciplak kalmis. Kahverengiyle avutmaya calsiyorlar seni gokyuzunun sana oynadigi oyunu hafifletlebilmek icin. Bir iki yesillik kaldiysa sana hatirlatmaya calisiyor baharin sicakligini.

Binalar kaybetmis o ruhlarini. Hepsi soguk ve donuk duvarlar olmus bakiyor pencereden iceri sana.

Sokaklarda oynasan cocuklar yok… Renk renk uful uful giyinmis hic kimse yok… Bortu-bocek-kuslar birbirlerine sokulmus olmalilar isinmak icin ki onlar da yoklar…

Disaridasin usuyorsun. Iceridesin; disariya bakip usuyorsun.

Aliyorsun eline Pazar eklerini gazetelerin… Geciyorsun televizyonun karsina belki de haftsasonu programlarini takip etmek icin… Belki de hâlâ uyanamadin ve yataginda keyif yapiyorsun… Disariya bakip usumemek icin…
Arkadasimla beraberdim… O da uzaklarda senin gibi… Yan yana degildik ama kalplerimiz birlikteydi… Su gozunu sevdigim internet gibisi yok. Sanki dogdugumdan beri onunlayim… Bir donem cep telefonlari icin denmisti bu sozler… Ondan onceki donemlerde de kumandali televizyonlar ciktiginda soylenmisti… Ekranin bir tarafinda ben bir tarafinda o… Butun mesafelere inat biz biraradaydik, beraberdik… Senin gibi o da uzaktaydi…

Disarinin soguna her nekadar aldirmasam da; disariya bakip usuyorsun.

Neskafem vardi klavyemin yaninda… Kocaman bir mugda… Aromasi butun odayi sarmisti… Goz ucuyla fincanin uzerindeki dumana bakinca icim isiniyordu… Her bir yudum alisimda o simsicak neskafe bogazimi da istiyordu… Fincanin artik ortalarina geldiginde midem de isinmisti :)

Ama disaridasin usuyorsun. Iceridesin; disariya bakip usuyorsun.

En cok da yuregin usuyor… Cogu zaman bu fark edilmiyor. Ediyoruz da aslinda hemen dagitiyoruz ortaligi daha fazla usumemek icin. Isınacak, isitacak bir seyler buluyoruz hemencecik; uzerimize yok bu maharetimizde!

Ama su mesajin sonbaharin butun soguklugunu aldi goturdu buralardan… Simsicacik yapti yuregimi… Pencerem… Grinin tum tonlarinda bulutlarim… Ciplak kahverengi agaclarim… Soguk ve donuk binalarim… Soguk sokaklarim… Kaskol, atki, mont sarinmis kosturan insanlarim… Bilgisayarim… Cep telefonum… Fonda calan nostalgie de france’im… Neskafem… Hepsi bir yana… Sen bir yana… Yuregimin sicakligi baska!

Sakin sorma tamam mi! Neden oldugunu sorma bilmiyorum. Gercekten bilmiyorum. Hatta bilmek de istemiyorum. Boylesi guzel. Bu duygu guzel. Bu az bucuk sarhosluk guzel.

Salı, Kasım 07, 2006

Muradima ermeden

Muradima ermeden
Kayahan’dan….



Olur mu... olur mu?
SENSIZ olunur mu?
Nasil Senden Vazgecerim...
Gittigin o gunden beri...
Hasretin azrail gibi...
Sen donmeden olmeyecegim...

Olur mu olur mu?...
SENSIZ olunur mu?
Nasil senden vazgecerim...
Birgun olsun gel yanima.
Gelde gozlerim sevinsin...
Sen uyu ben seni beklerim...

Allahim... Allahim... Allahim... Allahim...
Muradima ermeden alma yanina.
Allahim... Allahim Allahim Allahim
Muradima ermeden alma canimi

Neredesin sen?
Nerdesin sen?
Gozum yolarda seni beklerken
Hic mi sevmiyorsun?
Seven bu kalbin dualarinda
Cigliklarinda...
Senin adin var.
Hic mi duymuyorsun?

Olur mu... olur mu?
SENSIZ Olunur mu
Nasil Senden Vazgecerim...
Gittigin o gunden beri...
Hasretin azrail gibi...
Sen donmeden olmeyecegim...

Olur mu olunur mu...sensiz olunur mu?
Nasil senden vazgecerim...
Birgun olsun gel yanima.
Gelde gozlerim sevinsin...
Sen uyu ben seni beklerim...

Allahim...Allahim... Allahim... Allahim...
Muradima ermeden alma yanina.
Allahim... Allahim... Allahim... Allahim...
Muradima ermeden alma canimi.


Neredesin sen
Nerdesin sen
Gozum yolarda seni beklerken
Hic mi sevmiyorsun?
Seven bu kalbin dualarinda
Cigliklarinda,
Senin adin var.
Hic mi duymuyorsun?

Allahim....Allahim...Allahim... Allahim...

Allahim... Allahim...Allahim...Allahim...


Olur mu... olur mu?
SENSIZ Olunur mu
Nasil Senden Vazgecerim...
Gittigin o gunden beri...
Hasretin azrail gibi...




Sen donmeden olmeyecegim...

Cuma, Kasım 03, 2006

Bak Arkadas

***
birinin seni senin istedigin gibi sevmemesi; onun seni tum varligiyla sevmedigi anlamina gelmez...
***


Ben galiba asik oldum sana…
Ama istemiyorum…
Umarim degildir…
Hani asik olmamis olabilirim… Yanilabilirim…
Umarim oyledir…
Ama bir gercegi soylemem de gerek artik bunlari yazdiktan sonra…
Gecen sene…
Sen bilmezsin…
Bilirsin de; fark etmemissindir…
Fark etmissindir de; anlamamissindir…
Anlamissindir da; anlamamazliga vurmussundur…
Bunu bilirim…
Hani bu yaziyi da alt alta satirlardan yazdim diye,
Sakin ola siir sanma…
Siiri sevmem ben… Yazamam da zaten…
Yazmam da…
Seni sana anlatmak istedim…
Baktim cumleler cok kisa olacak…
Alt alta yazayim dedim…
Hani o yuzden diyorum,
Sakin ola siir sanma…


Bak arkadas,
Dedim ya yukarida,
Gecen sene,
Sen bilmezsin,
Diye…
Gecen gun kulaklarin cinlamistir belki…
Gecen seneden bahsettim bir arkadasa…
Esas da bahsederken fark ettim…
Aslinda gecen senede fark etmistim de…
Anlamamistim…
Anlamistim da…
Anlamamazliga vurmustum…
Dedim ya yukarida,
Bunu bilirim,
Diye…


Hani hep beraberdik…
Hani sen sonradan gelmistin…
Hani ne kadar da gec gelmistin…
Gelene kadar da merakla beklemistim seni…
Merak bu iste; onune gecemezsin ki…
Iste ben o an anladim zaten…
Garip bir durumdu…
Biliyordum ben basima gelecekleri…
O gun gelip gelmeme konusunda cok tereddutlerim vardi…
Gelisini bekleyip beklememe konusunda da…
Hatirliyor musun gecen seneyi…
O bulusmayi…
O gorusmeyi…
İste benim icin an; o andir…
Sacin…
Uzerindeki ceketinin rengi…
Gomleginin rengi…
Pantolunun rengi…
Ne konustugunu, ne anlattigini hatirlamiyorum ama,
Nasil anlattigini hatirliyorum…
:)Ne yedigini, ne ictigini hatirlamiyorum ama,
Parfumunun kokusunu hatirliyorum…
Ne zaman kalktik, ne zaman ayrildik, ne zaman vedalastik hatirlamiyorum ama,
Bir sonraki bulusmayi hatirliyorum…


Bak arkadas,
Dedim ya yukarida,
Ben galiba asik oldum sana…
Ama arkadas,
Dedim ya yukarida,
Istemiyorum,
Umarim degildir…
Umarim degildir…
Hani asik olmamis olabilirim… Yanilabilirim…
Umarim oyledir…
Yine kalp carpintilari…
Yine panik atak nobetleri…
Yine heyecanlar…
Yine mide spazmlari…
Yine telefondan gozunu ayiramama…
Her telefon sesine sensin diye kosma…
Her mesajda umarim sendendir diye bakma…
Her gelen maillerde adini arama…
Her mailinde arada bir yerlerde benimle ilgili ne var diye meraklanma…
Her gun bir ses, bir mesaj, bir mail, bir haber bekleme…
Yine hayâller…
Yine aklina gelip aman kimse fark etmesin derken kendi kendine gulmeler…
Yine aklin bir karis havada gezmeler…
Yine herseyi toz pembe gormeler…
Yine ben herseyin ustesinden gelirim deyip kendini harikulade gormeler…
Yine iyilik melegi olup etrafta gezmeler…
Yine kalbin yerinden cikacak gibi atmasi…
Yine sirinlik abidesi olmalar…
Yine acaba ne yapiyor paranoyalari…
Yine telefon bekleme nobetleri…
Yine mide spazmlari…
Yine mide spazmlari…
Yine mide spazmlari…


Bak arkadas,
Dedim ya yukarida,
Istemiyorum…
Bi de arkadas,
Dedim ya yukarida,
Hani bu yaziyi da alt alta satirlardan yazdim diye,
Sakin ola siir sanma…
Sakin ola sana asik oldugumu, siirlere doktum sanma…
Dedim ya yukarida,
Siiri sevmem ben… Yazamam da zaten…
Yazmam da…
Dokmeyi istemem kendimi kagitlara, cumlelere, kelimelere,
Sana…
Sevmem ben…
Sevmem iste… Otesi berisi yok…
Korkarim o acikliktan birinin gizlice suzulmesinden,
Kagitlara, cumlelere, kelimelere…


Ama arkadas,
Dedim ya yukarida,
Istemiyorum.

Cumartesi, Ekim 28, 2006

herkesin herseyi


***
goz yaslari kurur...
***

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... sezen aksuyu pek sevmezdim ben. dinlerdim ama aramazdim. dun aksamdan beri arar oldum. gecen baharda da yapmistim bunu... ilk baharda... tum albumu dinlemis dinlemis dinlemis durmustum... yine bahardayiz... son bahardayiz... umarim sonlarda degilizdir...

yine sezen sarkilarindan ben her bahar asik olurum gibi, ben her bahar sana mi asik oluyorum; da iki bahardir sarkilarda buluyorum seni... ben seni nerede kaybettim de aslinda, sarkilarda buluyorum...

iclerinden tek tek sarkilari seciyorum. defalarca basa donuyor ama ben suursuzca dinliyorum. sezen fanlari gibi. basa sariyorum her seferinde. sarkiyi... sozleri... kendimi... seni...

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... ahh ! ahhh ! hep oyle olmadi mi... hep oyle oldu... bazen diyorum satican anasini bu dunyanin ! hatta ben bazen degil sanirim :) herzaman diyorum bunu, sen oldun mu konunun ozu...

seksensekiz senesinin albumunu dinliyorum... neskafem herzaman ki gibi yanimda... gozum yine yollarda...

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim...
onbirinci parcadayim... “hayir”...
dun gece biraz kirgin biraz sinirliydin
mutlaka birseylere sikilmisti canin
yoksa sen olsen bile asla bana oyle
hicbir zaman sevmedim demezdin
evet hatta biraz fazla sinirliydin
belki de hata yaptim farkinda olmadan
mutlaka islerin yolunda falan degildi
yoksa hic boyle sakalar yapar miydin sen
hayir hayir yalan
sen de beni sevdigini inkar etme
hayir olmaz
bu yalnizca bir anlik ofke
ofkeli olsan bile asla bagirmazdin oyle
ne olur anla artik lutfen bitti diye
baskasi var diye yalan da soyledin
sanki inanirmisim gibi boyle seylere
herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim...
basa sarip duruyor bu sarki... kendimi basa sarip duruyorum... seni basa sarip duruyorum... yasananlari basa sarip duruyorum... elim telefona gidemiyor... oysa gozumden ayirmazdim ha caldi ha calacak diye... defalarca okurdum mesajlarini... silmezdim bile... nereden cikti o mesajin dun gece... bir anda tepetaklak oldu dunyam... zaten ufacik bir dunyam tek kisilik, bir bana yeten...

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... hemen soylemekte fayda var; malum dunya uc gunluk; ne olur ne olmaz bilinmez... telefon ! ne muthis bir bulustur ! hem her ise yarar hem de hic ise yaramaz... elini kolunu baglar adamin yeri geldiginde... dit dit diitttririi dittt... mesaj geldi ! amanin da amanin... arayanimiz, soranimiz, sevenimiz var; mesaj geliyor ! aliyorum telefonumu elime... ekranin isigi yaniyor... umarim bankalardan falan reklam odur budur sudur gelmemistir gece gece diyorum ve oku ! evet... mesajimiz aciliyor... okuyorum... kalis o kalis bende ki ! cok zor oldu... ikinciye tekrar okuyamadim... hâlâ elim telefona gidemiyor... cevap veremiyorum... acamiyorum... okuyamiyorum... bakamiyorum... urkuyorum... korkuyorum... gunler gecti uzerinden ama ben hic birsey yapamadim... telefon iste, di mi... ama adamin elini kolunu bagliyor iste... korkuyorum...

aksam biraz sinirlenmis olabilirim... bu sadece kendimi korumak icin... yalan tabi bu sozler... inanma... ben bile inanmazken bu yazdigima sen nasil inanacaksin ki... sana kizdigimdan.. neden sinirleneyim ki bosyere... aslinda biraz fazla sinirliydim belki de. seni hic bir zaman sevmedim demezdim ben hic... al iste sarkisi da hazir! hâlâ
onbirinci parca caliyor... zaten baska calan parca yok simdi...
dun gece biraz kirgin biraz sinirliydim
mutlaka birseylere sikilmisti canim
yoksa ben olsem bile asla sana oyle
hicbir zaman sevmedim demezdim
evet hatta biraz fazla sinirliydim
belki de hata yaptim farkinda olmadan
mutlaka islerin yolunda falan degildi
yoksa hic boyle sakalar yapar miydin sen
hayir hayir yalan
sen de beni sevdigini inkar etme
hayir olmaz
bu yalnizca bir anlik ofke
ofkeli olsam bile asla bagirmazdim oyle
ne olur anla artik lutfen bitti diye
baskasi var diye yalan da soyledin
sanki inanirmisim gibi boyle seylere

guleyim mi aglayayim mi... gonul istiyor; havalara ucasin sevincten... ama hayat da ogretmis ki oturacaksin oturdugun yerde ! kalktin mi, kimildanin mi, azicik oynastin mi; yerim seni ben, otur oturdugun yerde ! diyor... hayat mi diyor bunu... sen mi izin veriyorsun... ben mi gogusleyemiyorum... bir baska muamma... sozun ozun baska aslinda... yalan dolan hikaye de olsa sezenim guzel diyor:
bir gun daha yasandi ve bitti
kucuk sevincleri ve kucuk kederleriyle
herhangi bir gundu cok onemli degildi
seni dusundum bir kac andan baska
...
ve her yeni gunde degisir hep birseyler
sen de kendi payindan bir hatira sec
ne olur o ben olayim beni unutma
beni unutma unutma
beni unutma !
bilirsin unutulmak dokunur ya her insana
sen de kendi payindan bir hatira sec
ve o ben olayim unutma
beni unutma
beni unutma unutma
beni unutma !

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... diger sarkiya gectim... “yak bir sigara!” bilir misin, hatirlar misin? ozdemir erdogan ile birlikte soyluyorlar bu sarkiyi... bu eski albumleri tek tek dinleyene kadar ben pek hatirlamamistim... sonra ezgisi tatli geldi... hele hele nakarat kismina gecince diyorum muzige bakarak balon etekler ve kollari kabarik karpuz bluzlar giyerek seninle soyle senlik havasinda bir dans etsek ! goz goze gelsek, bir saga bir sola bir de kendi etrafimizda donup dans etsek ! sen de haklisin be ! biliyorum, sen de haklisin... gel de deme iste ! simdi anasini satayim su dunyanin diye !!! haydi gel dans edelim !
seni ilk gordugumdeeee... ... ... ...
oyle sikintili yanlari var ki yasamin... haklisinnnn... haklisinnnnn... cok haklisinnnn...
yak bir sigara! kul olsun dertler ucunda!
bir an oh diyemezsek cekilir mi ahhh bu dunya!
yak bir sigara! kul olsun dertler ucunda!
bir an oh diyemezsek cekilir mi ahhh bu dunya!
yakmadik bir sigara ama yakmis kadar olduk ayni sarkiyi defalarca dinleyince... yazi uzadikca uzuyor... hadi ben bunlari yazarken her seferinde yeni bir sarki basliyor ve zaman keyifle akip gidiyor.. sen ise hâlâ bunlari okuyorsun aradaki sarkilari kacirarak... uzun olsun istemedim yazinin ama sozler aldi goturdu beni...
...
gel haydi yine
bir daha dene
belki olur bu son deneme
hic dusundun mu ne zor anlatmak kendini yeni birisine
dur oyle hemen yok olmaz deme
bir an olsun dusun yeniden
way bu ne ofke ! nedir acelen ayrilmak icin bu telas ne?!
her zaman boyle delisin
ofkene yenilirsin
herzaman bir neden bulur ya kendini uzersin ya beni !
oldu mu simdi! oldu mu ya !
anlamak istemiyorsun ne demek istedigimi !
oldu mu simdi! oldu mu ya!
inan ki benden farkli degil yeni bir sevgili !

...
bak yagiyor yagmur
her damlada gozlerin
bak esiyor ruzgar
ruzgar dedigim de sensin
bak simsicak gunes
sevginle isindi icim
sen vazgecemedigim yanimda bile hasretimsin
gunes dogarken
cicek acarken
ve hayat gecerken
ben seninleyim
birgun olur ayrilik kapimi calarsa senle yasanan zaman yeter bana! ... ... ...

herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... cogu zaman diyorum vazgectim... ama sonra ondan vazgeciyorum.. vazgecmekten vazgecmek... sonra tek
vazgectim gozlerinden
vazgectim sozlerinden
bir ah de yeter
sessizce kimsesizce gonderdim dudaklarimi
opme, al yeter.
hic tanimaz tenim ellerini
bilmez yuregim bilmez yuregini
ah bu koku, bu ten, bu dokunus
ah bu delilik sarsar bedenimi
yok olmak anidir simdi !

...
herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... bu sarkiyi biliyorsun cok sevdim ben... seni de cok sevdim... hep uzaklardaydin... hep... ama ben seni hep sevdim... yanimdayken bile cogu zaman hep uzaklarda oldugunu dusunuyorum... herkesin her seyi benim hic bir seyim olmayan sevgilim... hep uzaklardaydin... hep...
bir cocuk gordum uzaklarda
gozleri kederli hatta korkulu
herseye ragmen biran gulumsedi cocuk
sicak sade ve ama biraz kuskulu
bir cocuk sevdim uzaklarda
saniyordum ki onun ozlemi de buydu
o ise bir bakista beni ortulerimden yalnizca ve yalnizca duygulariyla soydu
ben boyle yurek gormedim boyle sevgi
simdi cocuk buyumekte gun be gun... ... ...

amaaaan! aldirma hayat iste! diyorum kendime... ama napcaz seninle boyle hic bilmiyorum... seni yok etmeli, ortadan kaldirmali :) ama nasil... amaaan ! bosver! de get yalan dunya iste ! zaten bu yazida bastan sona sacmaliklarla dolu oldu! liseli asiklar gibi sarki dinleyip seni ozluyorum! simple life! okuma bile bu kadar uzun yaziyi! bana bile fenalik geldi... karsilikli daralmayalim durduk yere !!!
icelim, guzelleselim !!!

... ... ...
dun butun gece seni dusundum yanarak
biran geldi ki zannettim kalbim duracak
ellerim tutustu hasreti oksayarak
nasil istedim
istedim deliler gibi
sayikladim hep sicak sicak nefesini
gel ne olursun gel son defa sev beni
geeeel saril bana
saril seni istiyorum geeeel !
neden bilmem ozluyorum ellerini veeer !
yook! yalan degil ! artik inkar etmiyorum yeteeeerr !
hatta belki seviyorum istiyorsan eger
BU GECE GEL ! YARIN ISTERSEN YINE GIT !
HATTA UNUT VERDIGIM NE VARSA VERDIGIM AL GOTUR OYLE GIT !
EVE KOKUN SINER DUVARLARA SESIN !
HATTA UNUT SEN DUN GECE NERDEYDIN KIMLE SEVISTIN !


 

Çarşamba, Ekim 25, 2006

naftalin kokan asklar

***
tukenmek uzere olan su kisacik an,
yakinda yok olacak,
Ve ister altindan yapilmis,
ister aciyla yuklu olsun,
bir kez daha ayni kilikla karsina cikmayacak...
***

kis yaklasti... kapida... ha geldim ha gelecegim diyor... arada bir geceleri ve sabahlari hissettiriyor gelecegini... yaz zaten coktan soylemisti gittigini... o kadar da kisa surmustu ki! hemen gidiverdi, bizi sonbaharin kollarina birakti... el mahkum, gonul mahkum... kabullendik... bagrimiza bastik sonbaharin sari-kahve tonlarini... simdi de kis geliyorum diyor gumbur gumbur... yok ben almiyayim de, de diyebilirsen!

dolaplardan kalkti zaten ince, tiril tiril, uful uful kiyafetler, etekler, elbiseler, acik ayakkabilar, bantli sandaletler... yerlerini bir kademe kalinlari aldi... ince hirkalar, gomlekler, daha kalin pantalonlar, kapali koyu renk ayakkabilar, bogazi sarmak icin ruzgarli havalarda fularlar, hemen elimizin ulasabilecegi yakinlikta semsiye... dolabin bile ici degisti! gonuller hayde hayde degisiyor... dedim ya el mahkum, gonul mahkum. yok ben almiyayim de, de diyebilirsen!

yakindir kazaklarin, paltolarin, kabanlarin, kadife pantalonlarin, atki-berelerin ortaya atmasi kendini! kiyamet yakindir :) yine dolaplar hareketlenecek! kazaklar siralanacak dolabin gozlerine... acilacak once! iyice bir havalandirilacak. naftalin kokusu saracak odayi. kazaklarin icine islemisti zaten butun bir sene boyunca, bir odaya islemesi eksikti!

naftalin kokusu nasildir bilirsiniz degil mi. gerci son zamanlarda kislik kiyafetler icin pek naftalin kullanilmiyor. kesif bir kokusu vardir. durdurak bilmeyen teknolojimiz artik naftalin kokusunun kazaklara, odalara, yureklere sinmesini onlemek icin guveleri uzaklastiran baska seyler buluyor. bunlar kimi zaman tabletler oluyor, kimi zaman kesecikler icinde baska kokular oluyor. ama hic biri naftalin gibi kokmuyor. naftalin degiller cunku. aslinda artik guveler de yok eskisi gibi. hatta kaloriferli evlerimizde, ofislerimizde artik eskisi gibi kazaklar da giymiyoruz. ne naftalin var ortada ne de guve birseyleri kemirmeye.

gozunu sevdigim modernlesme aldi goturdu bizi. anlamiyoruz bile degisimlerin ne kadar hizli oldugunu, ne kadar yaralayici oldugunu. naftalin kokusundan kurtulduk diye seviniyoruz tabletleri alinca supermarketlerden. o uzun, o saatler suren, o sikisik-tepisik kasa kuyruklari, o yorgunluk, o bezginlikten sonra gidiyoruz hemen az otede kahve icip soluklaniyoruz. dem vuruyoruz eskilerden.

kis geliyorum diyor. keskin bir naftalin kokusu, ki eger kullaniyorsaniz hâlâ, dolaplarin ic taraflarindan yun kazaklarin cikartilmasiyla odanin icine yavas yavas dagilacak. ilk baslarda naftalinin o nostaljik kokusu siz saracak, buyulecek. uzaklara goturcek. derinlere goturecek. belki gencliginize, belki cocuklugunuza, belki annelerinize, belki ananelerinize... eski hatiralariniz gozunuzun onune gelecek... cocukluk arkadaslariniz... cocukluk giysileriniz... fotograf karesi gibi parca parca goruntuler... kisin sadece siz seviyorsunuz diye size ananenizin yaptigi yemekler... sokakta buz gibi olmus ellerinizi isitmak icin dibinde bittiginiz soba... eski mobilyalar... camdan disari bakisiniz... eski cizgi filmler... eski asklariniz... yureginizin gecelerce burkulusu... kalbinize dokunan anlar...

bir yandan kazaklari havalandirmak icin bir kenara ayiriyor olacaksiniz, bir yandan naftalini istemesenizde icinize cekiyor olacaksiniz, bir yandan da aklinizdan bir suru seyin gectigini farkedeceksiniz.

kis yakindir. eski asklar sapir sapir dokulmeye baslar simdilerde. eli kulagindadir. yazin yok olur bunlar. sicak kavuruyor heralde. sesleri bile cikmaz. kisin sogugundan midir ayazindan midir bilinmez filizleniverirler bunlar. naftalin bizi korudu guvelerden derler. siginmaya sicak gonuller ararlar 1-2 sonbahar yagmuru 1-2 sonbahar ruzgarindan urkup. sokuluverirler. naftalin kokar bu asklar.

istesen de istemesen de sarar kesif bir naftalin kokusu yurekleri. anlamazsin baslarda. buyuler o koku. seni alir goturur uzaklara. derinlere goturur. yasanmislara goturur. ozlemlere goturur. havanin buz gibi oldugu, disariya adimini atmak istemedigin bir kis gunu sobanin simcacik yaptigi odanin penceresinden disari bakan miskin kediler gibi donup bakarsin geriye. naftalin kokar bu asklar.

geniz yakar uzun sure koklayinca. sikar insani. hemen kapi-pencere actirir insana. fenalik getirir 3-5 nefesten sonra. acip bir havalandirayim dersin, atarsin balkona hemen o naftalin kokusu gitsin dersin, zaten guve de yok ortalarda yememis dersin... gitmez ki meretin o kesif kokusu! vazgecersin giymezsin bile. zaten bir sonraki kisa naftalin de kullanmazsin, gider supermarketten tablet alirsin. ama nafiledir bunlar. ne kadar havalandirirsan havalandir ne o odadan cikar o naftalin o kokusu ne kazaktan ne eski sevgiliden ne de senin yureginden. hersey sadece bir nostaljidir. cunku naftalin kokar bu asklar.

kis yakindir. eski asklar sapir sapir dokulmeye baslar simdilerde. eli kulagindadir. naftalin kokan asklar bir ise yaramaz nostalji yapmaktan ve geniz yakmaktan basta.

isterim uzerinden ucup gitsin o koku. sicacik yap hem bedenimi hem yuregimi. gecen kislari hatirlayayim seninle. yazlari unutalim. ayriligimizi unutalim. sar beni sarmala yine. yine yasayayim seni. ama nasil yapacagiz. nasil atacagiz o naftalin kokusunu uzerinden. sen hep yazlari kaybolursun. bense seni her kis naftalinlerim. acarim bakarim orda misin diye. bazen de kis aniden bastiriverir ve sen hemen ortaya cikarsin. soyle benim guzel sevgilim butun yaz neredeydin. ben yazin da cok usudum. bu yaz da, ondan onceki yaz da, daha onceki yazlarda da. isterim ama olmaz ki. kisin bulutlarin arasindan bir gunes ciksa, biliriz kis gunesi isitmaz ama sen yine kavrulursun. ben yine naftalinlerim seni. geliyorsun, iyi hos ben geldim diyorsun, diyorsun da ben ne yapayim artik seni.



Unutulmuş birer birer Eski dostlar/asklar,

eski dostlar/asklar Ne bir selâm, ne bir haber
Eski dostlar/asklar, eski dostlar/asklar
Hayâl meyâl düşler gibi
Uçup giden kuşlar gibi
Yosun tutan taşlar gibi
Eski dostlar/asklar, eski dostlar/asklar
Unutulmuş isimlerde Bilinmez ki nasıl, nerde
Şimdi yalnız resimlerde
Eski dostlar/asklar, eski dostlar/asklar
 
 

Salı, Ekim 24, 2006

istedigim yalnizca sendin

***
hafif acilar konusulabilir ama derin acilar dilsizdir...
***
istedigim yalnizca sendin. baska yoktu istegim. bunu hic bir zaman anlamadin, bu hic bir zaman da yeterli gelmedi sana. yoktu hevesim baska seylerde. senin varligin yetiyordu bana. hayatimi mahvediyorsun. yasamimi cok zorlastiriyorsun. varligin yokluguna karisiyor. yoklugun beni boguyor. ben senin tumden yok olmani istiyorum. her nasil olacaksa. evet, artik bunu istiyorum. ben artik yokum. zaten yoktum, bunu ogrenmistim senden. ama artik hic yokum. olmak istemiyorum. olmani da istemiyorum. ben senin tumden yok olmani istiyorum. boguldum! anliyor musun, boguldum! sayende boguldum! sen benim neler yasadigimi biliyor musun! yalniz kalmak nedir sen biliyor musun! sen hic bir seyi bilmiyorsun! ben yalniz kaldim! hem de yapayalniz! o soguk gunleri ben yasadim! bir tek ben! bir gunu bile sorgulamadim senin keyfin yerindeyken. ama artik boguldum! ben senin yok olmani istiyorum, hem de tumden! cok ozledim. cok. bir insani ozlemek nedir sen bilir misin! sadece ozlemek. varligiyla guc bulmak, herseyi yapabilecegine inanmak, herseye gucunun yetebilecegine inanmak, kendini dunyanin en guzeli, en akillisi, en basarilisi gormek, iyi-kotu herseyi yapabilecegine inanmak, ben herseyin ustesinden gelirim demek, kendini dunyanin en mutlu maymunu sanmak! sen nedir bilir misin! sen hic bir seyi bilmiyorsun! sonra yapayalniz kalmak nedir bilir misin! sen hic bir seyi bilmiyorsun! ben biliyorum! hayatimi mahvediyorsun. cok ozledim seni. o kadar cok ozledim ki. ben senin yanindayken su aptal dunyanin nasil dondugunu bile bilmezdim. su aptal insanlari bilmezdim. ben seninleydim, bu yetiyordu bana. sen benim herseyimdin. sen benim idolumdun. senin herseyin benim yasamima yansimisti. haberin var mi! bakisin, gulumseyisin, jestlerin, mimiklerin, kelimeleri secisin, herseyin. televizyonu acisin, masaya oturusun, bardagi tutusun, kalkisin, yuruyusun... ben seni hep hayranlikla izledim. yururken bendim sana hayran hayran bakan. bazen acimi da acitsa cumlelerin yine sana hayran olan bendim. sen hic bir seyi bilmiyorsun! sacinin sekline hayran olan bendim, gozlerinin kenarlarindaki kirisikliklara hayran olan bendim! sarilinca butun dunyanin anasini satan bendim. hayatimi mahvettin. biliyor musun, sen hic! bir seyi! bilmiyorsun! benim sevgim buydu. bu kadardi. sadece sendin. herseyinle sadece sendin. ne gorebildin, ne inanabildin, ne yasayabildin. sen hic bir seyi bilmedin. sen benim dunyamdin be! sen benim hayatimdin be! sen benim herseyimdin be! herseyim! ikibinalti ekim ettik baksana. ekim bitiyor bile. sevmiyorum seni ya! sevmiyorum! soruyorsun bana ya sen diye, ben hemen soyliyeyim sana, ben seni sev-mi-yo-rum. seni istemiyorum da. canim diyorsun. bu mu can. bu mu ne yaptigini bilmedigin can. bu mu nasil gecelerce uyudu bile demedigin can. ben senin nasil canin olurum. ben senin hic bir seyinim. sen bunu bile bilmiyorsun! seni seviyorum diyorsun. ben dustum! dustum! kalkamadim. yalpaladim. hic bir ele tutunamadim. beni boyle mi seviyorsun! hic mi gucun yoktu. hic mi bir sey yapamazdin! sen hic bir seyi bilmiyorsun! beni de sevmiyorsun! cocuk muyum ben, bayramin kutlu olsun diyorsun. yuregine simdi mi dustum! sen hic bir seyi bilmiyorsun! hic bir seyi! hic bir sey istemiyorum ben, yeter ki tumden yok ol sen!

Cuma, Ekim 06, 2006

Seytan Marka Giyer

***Ne var ki; burasi zorlu bir dunyadir ve buyuk balik kucuk baligi yutar...***

Mirandaaa !
 

Bugun Cuma… Haftaicini bitirdik… Bu saatler bizim… Hava gunduz sicaga yakindi… Aksamustune dogru serinledi… Genel olarak guzel bir hava hâkimdi gune… Gunesi gorebildik ! Sabahtan is temposu sakindi… Oglene dogru kontrolsuz bir sekilde artti… Tek care vardi; kacmak ! yada daha eksantrik bir ifadeyle yeniden tanimlarsak cumleyi; Tek care vardi; kacamak! Ben de bu seytana uydum ve ufak bir kacamak yaptim… Ogleden sonra ise dondugumde hersey mucizevi bir sekilde yavasladi ! Iste guzel haber! Cuma gununden istifade edelim; sinema yapalim… ama hangi film?

Tariyoruz tum sinemalari ve filmleri… Hayir o olmaz, hayir bu olmaz… Evet! Iste o! “Seytan Marka Giyer” Bunu izlemeliyiz ! Tam bir hatun filmi !

Bu senenin basinda, kitap fuarinda bu filmin kitabini almistim… Seytan Marka Giyer/Lauren Weisberger… Ve diger bir kitabini da; taninmaya deger kisiler… Okumaya ikincisinden baslamistim… Yazarin cok akici ve esprili dili sayesinde kitap kendini zorlamadan sevdirmisti… Sevdirmisti sevdirmesi ne ilk kitaba hic baslayamamistim… Iste tam firsati ! :) Hehheheh … bir tasla iki kus… Filmi zileyerek kitabi da aradan cikartabilirim ! Cok seytani degil mi ?! Ahhahahhaha ! :))))

Muhtemelen oyle olmayacak tabi ki… Film bu kadar zevkli ise; kitabi da mutlaka kesfetmek gerek!
Temelde Merly Streep (Miranda) ve Anne Hathaway (Andy) arasinda gecen bir film. Andy, okulundan mezun olmus, gazeteci olmak istiyor. Is ariyor. Pek de umursamaz bir tavirla unlu moda dergisi Runway’de genel yayin yonetmeni Miranda’nin asistani olarak ise basliyor. Filmdeki baskin karakterimiz Miranda! Miranda da muthis bir otorite! Calisanlarindan sonsuz bir saygi… Onlenemez bir korku! Mirandada ise cok daha siddetli bir kibir! Gerci ilerleyen sahnelerde onun da bir kalbi oldugunu ogreniyoruz, ama ogrenmemizin pek de bir anlami yok cunku o da hemen unutuveriyor!

Miranda moda ile ilgili herseyi biliyor, herseye o yon veriyor, o top ten! Herkes onun icin oluyor! Varsa yoksa adi, unu, kariyeri, vazgecilmezligi, ulasilamazligi, bir tek o olusu! Herkes uzerinde kurdugu Hitler otoritesi!
Andy, baslarda gazetecilik kariyerine emin! adimlarla girmek icin gecici olarak bu ise basliyor. Ve Miranda’nin patlamalarindan nasibi aliyor, cani yaniyor, hirs yapiyor, azim diyelim:) , ve sonunda o da var oluyor!
Iste var olmanin dayanilmaz hafifligi! İs onun tum hayatini ele geciriyor ve o artik bilicaltindan bir esir oluyor!

Kurgu bunun uzerine… Film cok sik elbiseler, son moda cantalar, yuksek okceli goz alici ayakkabilar, partiler, moda cekimleri, saclar, makyaklar ile gorsel solenle suslenmis… Giyim-kusamin is hayatindaki ezici ustunlugu… Yukselmek icin birbirini arkadan vuran is arkadaslari… Kariyer tutkusu… Dominat kadinlar… Modern koleler… Stratejiler… Hesaplar… Oyunlar… Uykusuzluk… Rejimler… Ne arasan is hayatina ait! Ama anlayabilene esas vurgu, yukarida yazidiklarim…

Sonunda Andy kayip-kazanc muhasebesine giriyor ve parlak isiklarin gozlerini kamastirdigini, ve kamasan gozlerle etrafini goremedigimi anlayarak sahnelerden uzaklasiyor…

Film harika! Cekimler super! Cok eglenceli! Muthis hizli! Baglayici! Hele Miranda! Hele Mirandaaa! Mairanda’nin bakislari! Ah o tavirlar! Ah o goz suzmeler! Ah o endam! Ah o yuruyus! Ah o kendinden eminlik! Ah o kucuk dag-tepeyi ben yarattim havalari! Ciddi… Vakur… Alimli… Aslinda ne yalan soyliyeyim; hep oyle bir burjuva olmak istedim! Ama yaradilis iste, mutevazilik bizde diz boyu :) Bazen gercek sanip tepemize tepemize cikmiyorlar degil hani !

Filmden sonra muhabbet olmaz mi?! Oluuur! Canim cigerim
kizarkadasimla oturuyoruz Starbucks’ta. Film sonrasi kahve keyfi yapiyoruz. E tabi simdi de zaman filmi konusma zamani… Zaman kiz kiza cekistirme zamani, herseyi… isi… erkekleri… erkek arkadaslari… hayati… diger kizlari :)

Iste o an olan oluyor ! biz tam kendi havamizdayiz… Sohbet ediyoruz hararetli hararetli… Bir atip tutuyoruz ki ! bizi tutabilene ask olsun! Kose yazarlarindan en kose yazariyiz! bilirkisiden en bilirkisiyiz! Ego tavan ! :) hani konusurken saga sola bakariz ya… Ben soyle bir konusurken etrafa bakarken, refleks iste :) karsi caprazimda oturan bir kiza ilisti gozlerim… O an, iste o an; bir anda zaman kiltilendi… Canim cigerim kizarkadasim biseyler anlatiyor ama… Duyan, dinleyen kim… Sonra hemen toparladim kendimi… Ahkâm kesmeye; daha dogrusu o an ahkâm kesen canim cigerim kizarkadasimi dinlemeye devam ettim nerede kaldigimi hatirlamadan… Ama olan yine oldu ! Bu sefer o kiz; canim cigerim kizarkadasimin alanina girdi… Anladim ben ! Cunku konusuyor bizim arkadas ama gozler takildi! Bakislar donuklasti… Ama hemen bir toparlama refleksi… Ikimiz goz goze geldik… Ve aninda gozler o kiza cevrildi… Aman allahim soyleyisi bile cok komik aslinda; o kiz ! Tanimayiz, etmeyiz, ama bizim icin o an onemliydi… Neden ? Cunkuuuuu; sac kesimi bizim filmde izledigimiz Andrea’ninkiyle ayniydi ! Bu bizim icin yeterli bir sebepti ilgi alanimiza girmesi icin :) :) :) Nappiiim !? Kizlar boyle iste… Hatun muhabbetleri boyle cicim… :) :) :) Saclaaar ! Ayni kesim! Az once dedik; meydan okuyoruz ya herseye ve herkese :) biz de kestirecegiz sacimizi oyle… Ama beyinde bir yandan calisiyor, etrafta baska hangi kizlar var oyle diye:) Sonrasi mi?! Sormayin ! Katila katila gulduk ! Dibine kadar gulduk ! Hele kendimizin o halini fark edince, daha da gulduk ! Su satirlarla aslinda konudan uzaklastim ama son bir cumle bununla ilgili; yazinin sonunda bir hikaye ekledim o kadar dogru olan !

Hadi simdi dogruuu sinemaya... Gidin bi de siz izleyin... Izleyinde konusalim hadi... Hep ben yaz hep ben yaz olmuyor :) Iyi seyirler…

Sevgilerimle,



Cuma, Eylül 29, 2006

su hortumlu dunyada fil yalniz bir hayvandir

***
en iyi ilac gulmektir....
***



Aslinda uzun suredir rafta duruyordu. Bakinca digerlerinin arasindan secebilirsem hemen gozume de carpiyor hani. Belki de biliyorum ya; ondan da olabilir.

Sayfalarini karistiyordum. Ilginc metinler vardi… Ilginc sozler… 1-2 sey aklima takilmisti… Onu bulmak icin aldim elime… Yoksa niyetinde de degildim hani…

Ilk 148 sayfaya gelene kadar o hizli goz atmalarimda pek birsey anlamadim. Oysa biliyorum ki; her satiri yudum yudum icercesine okumustum… Suan belki dogrudan cumleler aklimda degil… Ama butun konuyu biliyorum… Hatta daha da otesi okurken neler hissettigimi de biliyorum… Hepsini hatirliyorum… Agirlik yoktu uzerimde… Hayâlkirikligi belki vardi… Umudun yitirilisi olabilir belki de… Oyle olsa bile kitap cok guzeldi… Bunun da sicakligi var hâlâ…

Satirlara cevap yazmistim… Isin en eglenceli kismi da buydu ! Bir gunde bitivermisti… Hem yazara cevaplar vermistim, hem de seninle konuyor gibi sana cevaplar yazmistim; olur da okursun diye… Aslinda kitabi okuman gibi bir niyetim yoktu… Ben sana vermeyecektim zaten; vermedim de; sen de zaten boyle bir kitabi almazdin… Ben de bilerek almadim zaten… Saticinin rafinda duruyordu… Ismi ilgimi cekti… Aldim…

Sonra okurken diyalogda buluverdim kendimi… Yazari da bunu istercesine yazmis kitabini… Tek tarafli degildi hani. Deme bana; “insan kitap okurken onunla konusur mu, yapma yahu”… Olmus iste… Olur da hem de…

Iste simdi de kitabi karistirirken icine yazdiklarima gozum takildi… Yorumlar yapmisim… Cevaplar yazmisim… Sorular sormusum… Kisa hikayeler anlatmisim… Benzer anilarimizdan bahsemisim…

Iste simdi bunlara gozum takildi…

Neleeeer yazmisim neleeeer ! :) Bazilari cok egleceli ! Burada olsan; beraber okur gulerdik… Ama; burada olsan zaten bu kitabi ben hic almamis olurdum…

Kitabi aldim elime iste… Sayfalari karistirmaya devam ediyorum kendi kendime gule-eglene :) Az once sen caldirdin telefonumun sesini; telefonla sasirttin beni… Simdi de kulaklarin cinliyordur benim her satiri okuyusumla… Hayatta da tahmin edemezsin neden diye :) Ama; su hortumlu dunyada fil yalniz bir hayvandir !


(Ahmet SERIF, Elma Yayinevi-2005: … peki kitabin adi niye “Su Hortumlu Dunyada Fil Yalniz Bir Hayvandir?” 87 yili Nejat, oguz ve Bulu okuldan kikirdayarak geldiler. Bir ceviri imtihâni… Olay onlari okulu Dil tarih’te mi yoksa Acik Ogretim imtihanlarinda mi olmus, orasini hatirlamiyorum. Cumle su: “Elephant is the only animal in the world with a trunk” yani “fil dunyada hortumu olan tek hayvandir” Ogrencilerden biri bunu “Su hortumlu dunyada fil yalniz bir hayvandir” diye cevirmis. Yillarca aklima geldikce pih pih guldum. Sonra birgun fark ettim ki aslinda hepimiz “Su hortumlu dunyada “ birer yalnız canliyiz. “Eh” dedim “Kitabin adı bu olasun” Durum bu…)

Cumartesi, Eylül 09, 2006

Golyazi, Second Edition


  
 
Ikinci ziyaretimdeyim… Nisan sonunda bahara uyanan Golyazi bu sefer yazi doyasiya yasiyor…

Belki bu sefer gelincik tarlalari karsilamadi beni giriste; ama dallari incirlerle dolu incir agaclari uzaniyordu yol boyunca…

Her seferinde oldugu gibi :) bu sefer de goz hakkini atlamak olmazdi… Gozumuze kestirdigimiz agaclarin onundedurduk ve bize yakin olan incirleri topladik… Yedik afiyetle:)

Gecen sefer yarimadayi adaya donusturen gol sulari cekilmisti yazin sicakligindan...
 

Aglayan cinarin bulundugu yerdeki koprunun altinda Apolyontun sulari yoktu… Kisin, “hele siz yazin bir gelin de gorun bu sulardan eser kalmiyor, sular cekiliyor ve koprunun alti kuruyor, biz de otopark yapiyoruz kuruyan alani” dedikleri gibi olmustu… Koprunun her iski tarafindaki duvarlardan sularin ne kadar cekildigini kisin yaptiklari izlerden anlayabiliyorsunuz…

 
Baska bir havasi olmus bu sefer Golyazimin. Bazi balikci tekneleri kopruye yakin yere cekilmisler…

 
3er 5er yan yana dizilmisler…

 
Su belki yoktu ama piril piril bir gunes bizimleydi ! Yine koyun icinde ufak bir tur… Olmazsa olmazdi… Bu sefer farkli sokaklardi.. Guzelim yaz mevsiminden dolayi cocuklar her yerdeydi… Bisiklete binenler, birbirini kovalayanlar, kedi pesinde kosanlar, buyuklerine yetismeye calisan kardesler, onlari atlatmaya calisan ağabeyleri ablalari… Ortadaki evin bahcesinde toplanan, ellerinde kiminin danteli kiminin de kisa hazirlik olsun diye basladigi orguleri olan komsu kadinlar…

 

Sokaklarda farkli bir aktivite vardi ! Kisa hazirlik salca yapiliyordu ! Tum komuslar cikmislar disariya… Kilolarca domatesler, kilolarca biberler… Hazirliklar yapilmis 1-2 gun onceden… O gun kaynatmadaymis sira… Kocaman kazanlar ! Sokakta kipkirmizi bir goruntu ! Muazzam bir goruntu… Bayildim ! Nasil huzurlu bir ortam, anlatamam. Komsular cikmislar sokaga… Atesi yakmislar… Uzerine koymuslar artik yillarin karartigi kocaman kazanlari… Iclerini doldurmuslar 1-2 gun onceden salcaya hazirlik yapmaya basladiklari domates soslarini … Kocaman kureklerle karistir dur, karistir dur, karistir dur :) O sosaktaki tum komsular paylasacak aralarinda daha sonradan yaptiklari domates ve biber salcalarini…

Bir baska farkli aktivite ise; Ramazan’a hazirlik ! Evlerin alt kisminda yine toplanmis komsular… Hazirlamislar sac ocaklarini… Yufka hazirliyorlar ! Kimi hamuru yoguruyor, kimi yufka olarak aciyor, kimi pisiriyor, kimi de sacin altindaki atesi kontrol ediyor ! Mis gibi kokuyordu, misss !

 
Farkliydi dedim Golyazi di mi :) Bitmedi farkliliklari daha ! Golyazi Belediyesi, bir boya sponsoru onculugunde hem ulkemizden hem de yurtdisindan gelen sanat tarihi uzman-hoca ve gonulluleriyle ortak bir calismaya girismis… Kutu kutu evler renk renk boyanmis tarihî doku korunarak… Giris nasil guzeeeellll olmus ! Kirmizi, turuncu, kiremit… Renk renk evler! Hele yazin verdigi gunes piriltilarini dusunun ! Bir de ustune artik actiklari cicekleri saksilarindan tasan cesit cesit cicekleri hayâl edin ! Canlandi mi gozunuzde nerede oldugum?!

Bu ekip 15er gun arayla degise degise bir suredir beldede faaliyet gosteriyormus… Konaklama koy evlerinde karsilaniyormus, kendilerine atolye tahsis edilmis, malzemeler sponsorlardan… Koylulerin misafirperverligine diyecek soz bile yok ! Ohh gel keyfim gel :)
 

Ben Nancy ve Dorien ile tanistim. Biri Bogazici, digeri ise Kentucky Universitesindendi. Nancy Golyazi’da gun batiminin cok guzel oldugunu anlatti ve bunu renkli cam parcalari ile bir evin duvarina aktaracagindan bahsetti. Boyutlari farkli bir cok farkli renkli cam parcalari ile golu, dagi, gokyuzunu ve gunesin batisini resmediyordu. Dorien ise, ic kismi yeraltina dogru inen bir tuneli barindiran surun icine koyacagi ve dileklerimizi kagida yazip icine atacagimiz bir dilek mabedi yapiyordu. Ve bendeniz firsattan ve tekliften istifade hemen cantamdan cikardim kalemimi, ufacik kagida kargacik burgacik yazdim bir-iki dilegimi ve Dorien’e verdim. O da eserini bitirdikten sonra benim kagidimi icine atacak… Gerceklestiginde size haber veririm ! :))

 

Baska bir ekipte surlarin cikintilarina adam figurleri yerlestirmis… Sokakta yuruyorum… Daracik bir sokak… Hafif meyilli, yokus asagi… Sol tarafimda yikilmis surlar var… Soyle bir bakiyor… Arada birseyler goruyorum… Alcidan sanirim emin degilim. Diyorum yaf ne bunlar… Sonra iyice bir baktim ki ! :) Cok guzel ! fark edince gulmekten alamadim kendimi… Insan figurleri.. Ufak… Boyutlari olsa olsa guvercin kadar… Taslarin arasinda durup size bakiyorlar ! Kimi uzanmis, yatiyor. Kimi ayaklarini sarkitmis, oturuyor. Kimi dayanmis tasa. Kimi ayakta durmus. Minicik insanlar… Cok sevimliydiler.

 
 

Onceki yazim da koyun balikci koyu oldugunu anlatmistim. Bu tema da cok guzel vurgulanmis bu yaz calismalarinda. Kosedeki bir evin yan duvarina minik minik aglardan bir pano yapilmis. Her bir gozde balikciliklar ilgili bir obje; olta uclari, misine…Onceki yazim da koyun balikci koyu oldugunu anlatmistim. Bu tema da cok guzel vurgulanmis bu yaz calismalarinda. Kosedeki bir evin yan duvarina minik minik aglardan bir pano yapilmis. Her bir gozde balikciliklar ilgili bir obje; olta uclari, misine…

 
Zaten hemen hemen her bir sokakta kose donuslerine denk dusen evlerin karsilasacaginiz duvarina Golyazi’yi yada Apolyont Golu’nu gosteren farkli farkli poster boyutlarinda buyuk resimler, fotograflar asilmis. Koylulere sordum; cok guzel olmus, siz ne dusunuyorsunuz? Memnunlar, hem de nasil memnunlar !

 



 
 
 
 
Bir baska aklima gelen; yine bir sokak arasindayim… Bir nine… Turuncu boyali evininin camindan beyaz yemenisi ile…Bakarken disari selam veriyor…

 
Donup bakarken bir fark ediyorum ki; sokak daracik oldugu icin, sagli sollu her iki tarafa sabitlenmis bir ag… Agda da metal objeler, renk renk kurdeleler asili…Teyzem onu gosteriyor… Altindan gecerken kendimi bir festivalde hissediyorum !


 Tum beldede bir hareket bir hareket ! bir cosku ! :):):)

 

Koy turunu tamamladiktan sonra, yine bir koy kahvesinde cayimizi yudumluyoruz… Uzumlu kurabiyelerimiz eslik ediyor bu sefer bize…
 
 
Gun batimini da yakaladiktan sonra direklere kurulmus leylek yuvalarina ve son kez de kiliseye bakarak donus icin koyuluyoruz yola…
 

 
Iste boyle bir gundu benim yasadigim gun Golyazi’da…

Sevgiler !

Cuma, Eylül 01, 2006

su senin cekip gitmelerin

***
sizi yere yikan yumruk; sert olmaktan ziyade geldigini gormediginiz yumruktur...
***

Cekip gidebilenler icin…
Nukhet Duru’dan dinlemek gerek…
Bunu yapmak gerek !
Mutlaka yapmak gerek !
Cekip gidebilenler icin dinlemek gerek !

 




*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*
Şu Senin Çekip Gitmelerin

Şu senin çekip gitmelerin ateşe benziyor
Zaman nasıl geçer kimse bilmiyor

Şu senin dönüp gelmelerin suya benziyor
Zaman nasıl geçti kimse bilmiyor

Uzaklara benziyor bakışların
Başka hiçbir şeye benzemiyor

Zaman durmuş dünya susmuş
Yanımdasın ama kimse bilmiyor

Şu senin iç çekmelerin dumana benziyor
Kelimeler saklanıyor göz gözü görmüyor

Uzaklara benziyor bakışların
Başka hiçbir şeye benzemiyor

Zaman durmuş dünya susmuş
Yanımdasın ama kimse bilmiyor

Şu senin ağlattıktan sonra sevmelerin
Beni deli ediyor

Şu senin küsmelerin küle benziyor
Biz yokken hayat ara veriyor

Murathan Mungan
*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

Tirilye/Zeytinbagi


Bu sefer bir haftasonu gezisinde degiliz… Gezimizin haftaicinde olmasini gectim, ustelik haftanin tam da ortasindayiz ! Carsamba gunundeyiz… Gunun anlam ve onemine yonelik programimiz belli... Tirilye’yi kesfe cikacagiz… Zafer bizimdir ! Basliyoruz !
Kuzeybati istikametinde ilerleyecegiz… Bursa-Izmir Yolu uzerinde yaklasik 1.km’de Mudanya’ya giden yola sapiyoruz… Yolu takip ederek yaklasik 30 km sonra Mudanya Ilcemize variyoruz… Kumyaka Koyunu gecmek uzere Karacabey yolu yonunde yine dumduz ilerleyerek yaklasik 10 km sonra Tirilye’ye variyoruz…



 

Tirilye eski nufusunun cogunlugu Rum olan bir deniz koyu… Osmanlilar tarafindan bolge fethedildikten sonra (yaklasik 1300lu yillarin ilk yarisi) zaman icinde, savaslardan sonra Rumlar yavas yavas bu topraklardan ayrilmislar ve Yunanistan’a goc etmisler… Kurtulus Savasindan sonrada bolgedeki nufuslari iyice azalmis…

Koyun adi nereden geliyor dersek bircok belde de oldugu burada da birkac rivayet var… Bir tanesi deniz koyu olmasi ile ilgili… Barbunya baligi; Helence’de “trigleia” olarak ifade ediliyormus… Bolgede de balikcilik ve barbunya baligi yaygin oldugu icin bu ismi almis… Bir diger rivayet tarihi dokusu ile ilgili… Bursanin bir baska eski Rum yerlesim beldesi olan Iznik’ten aforoz edilip buraya gelen Aya Yonni, Aya Yorgi ve Aya Sorti isimli 3 papaz oldugu ve Rumca 3 papaz anlamina gelen isimden turedigi yonunde… Yani papazlar papaz olmuslar konsulle fikri ayriligina dustukleri icin ! Ehhehehhh :):):) Espri yetenegimizi sonuna kadar kullaniyoruz, dibine kadar! ne cikarsa artik bahtiniza; bazen iyi bazen kotu :) Tri (uc) + Ilya (papaz) = Tirilya !

1963 senesinden beri de yeni ismi olan Zeytinbagi ismi kullaniliyor… Bu ismin secilmesindeki etken de zeytin agaclarindan kaynaklaniyor. Bolgede ciddi bir zeytincilik faaliyeti sozkonusu… Hatta oyle ki; dunyaca unlu Tirilye Zeytin cesidi bu bolgede yetisiyor. Zeytinlerin oldukca rahat yetistirildigi ve faaliyetlerinden yuksek verim alinan Akdeniz kiyilarinda bu zeytin cesidi ne yazik ki yetistirelememis, bu bolgeye has kalmis. Unlu Tirilye Zeytini; ufacik bir zeytin… Cekirdegi de minicik… Ust kismi dumduz degil; kiris kiris… Cekirdek ve zeytinin etli kismi birbirinden kolaylik ayriliyor ve yerken hic zorluk yasamiyorsunuz. Tadi da mukemmel ! Tabii zeytincilik faaliyetleri arasinda zeytin yagi uretimi de var. Zeytinbaginin bir baska ayagida sarapcilik ! Evet, yanlis duymadiniz ! Bolgede cok eskilerden kalma bir gelenek halince saraplar uretiliyor… Bakus Sarap’ta bircok sarabin tadina bakabilirsiniz o sicacik atmosferiyle…


Koyluler oldukca icten… Oldum olasi balikci koylerini dag koylerinden daha cok sevmisimdir… Nedense bana bu tur yerlerin halki daha farkli geliyor… Belki bu benim cevreyi gezerken gordugum ve gordugum andan itibaren gozumun hep takildigi mavi sudan da kaynaklaniyor olabilir. Koy kahvelerimiz yine vardi… Artik unuttugumuz ufak bakkallar… Seyyar saticilar… Sokakta birbirlerini kovalayan cocuklar… Bisiklet kullanan gencler…
 
 
Sokaklardaki evler muhtesem ! Sehir hayatinda o kadar cok ozluyor ki insan bu tur evleri… Bazen dusunuyorum, istiyorum… Boyle bir ev… Yorgunluktan kacip kurtulmak icin… Illa ki fiziki bir yorgunluk degil… Dinlenmek icin… Yenilenmek icin… Fazla hizli giden hayati kisa bir sureligine de olsa slow motion modda takip edebilmek icin…
 
 
 
Arnavut kaldirimli sokaklar… Kerpic evler… Cumbali… Renkli boyali… Kutu kutu pencereler… Cogu da tarihi ev… Zaten bolgedeki bircok ev tarihi miras olarak koruma altina alinmis ve restorasyonlari yapilmis… Koylulerde kendi evlerini orijinal ruhlariyla koruyorlar…
 

Kucukken cok kucukken, cocukken gitmistim… O zaman aldigim hazzi hala hatirliyorum… Koy evinde yedigim yumurtali ev eristesini, bindigim bisikleti, yaptigim yuruyusu, meydandaki agaci… Bu gezi tam da gunun anlam ve onemine uygundur. Zafer! Kendi zaferlerimiz!
 
Kasabada her iki kultur icin de tarihi yapilar mevcut… Manastir, kilise, eski kilise yeni cami, hamam, mektep…
Sokaklarda yurudukten sonra… Tarihi yapilari gezdikten sonra… Sira kiyiya inmeye geliyor… Cok uzun bir sahil bandi yok… Belki de boyle olmasi da guzel… Sadece kendine ait oluyor kasaba bu haliyle… Kiyidaki balikci restoranlarinda balik keyfi yapabilirsiniz…
Bizim duragimiz meshur “SekerEv”di… Meydandan deniz kiyisina dogru saga donup kiyiya sorgu ilerliyorsunuz ve sol taraftaki ikinci restoran… Leyla Hanim ve Hakki Bey; emekli olduktan sonra kiyidaki diger 1-2 yer gibi suan restoran olarak kullanilan uc katli eski bir evi restore ettiriyorlar… Uzun yillar sonrasinda da bu keyifli “sekerev” olusuyor…
Emeklilik icin ne de rahatlatici ve yasami yudumlayici bir sey bu ! Deniz karsinizda… Balik yaninizda… Zeytinyagi sofranizda… Ve siz kendi evinizde, kendi mutfaginizda bircok dost agirliyorsunuz !

Leyla Hanim emeklilikten sonra hizmet isini hic de oyle hafife almamis; ilgili kurslara, egitimlere katilmis… Belgelerini almis… Yemek sirasinda bize hizmet eden calisanlarini bile kendilerini yetistiriyorlar… Hakki Bey baliklarini icecek dolaplarinda ozel olarak sakliyor… Cunku bu dolaplarin sifirin altina sogutmadigini soyluyor… Boylece balik asla! donmuyor… Ve en fazla 2 gun bu dolaplarda tutuluyor… Salatalar taze taze yapiliyor… Hic bir yesillik onceden kesilip hazirlanmiyor… Karidesin sosu, kalamarin sosu taze taze ve porsiyonluk hazirlaniyor… Hani onceden bolca hazirlanmis soslar kullanilmiyor… Cunku miktar degisince kivam degisiyor ve Leyla Hanim bu konuda cok titiz !

Soframiz unlu Tirilye Zeytini ve zeytin yagi ile aciliyor… Kekik ve kirmizi pul biberle tatlandirip size ozel citir citir ekmekleri sosuna banip zeytinleri yiyiyorsunuz… Bu arada hemen ozel hazirlanmis kocaman bir salata tabaginiz geliyor… Yaninda 1-2 soguk meze… Hersedeki patlicanlarin rengine bakarak ic geciriyorsunuz… Karidesiniz ve kalamariniz esit zamanlarda geliyor… Ve Hakki Bey goz ucuyla sizi izliyor biter gibi olunca ozel hazirlanmis levreginizin masaniza gelmesini isteyecek cunku ! Hemen servisi yapan arkadas limonlu maydonuzlu sosuyla baliginizi sereflendiriyor ve siz hoooop bitiriyorsunuz !

Aldiginiz keyif bununla bitmiyor… Orta sekerli Turk kahvesi ikramiyla Leyla Hanim ve Hakki Bey masanizda sizinle sohbet ediyor… Yeni dunyaya gelen torunlarini, onu nasil kucaklarina aldiklarini, nasil yikadiklarini, bahcelerinde cicekleri, aldiklari turizm belgelerini… Paylasiyorlar sizinle…

Tirilye keyfiniz devam ediyor ! Son kez buyuk bardakta, ajda bardakta tavsan kani caylarinizi yudumlamadan denize karsi; donmek yok Bursa’ya ! Kiyidan meydana dogru cikip Karacabey tarafina yoneliyorsunuz ve tepede unlu ve tarihi Camli Kahve’ye ugruyorsunuz… Iste tum deniz, tum Tirilye ayaginizin altinda… Muazzam bir cay bahcesi… Ruzgarin size vurmasini engellemek icin cam panelleri var kiyidaki masalar icin… Kocaman bir agacin golgesi altindasiniz ! Ve yine son derece modern sarkilar ! Ingilizce sarkilar ! Ve hepsi de su klasiklerden ! Ister bahcede oturun ister biraz disarida sanki blok blok ozel yapilmis yesillikler icindeki banklarda !

Artik donmeyeliz… Aksam oluyor… Bu gidisle burada kalacagiz… Donuse geciyoruz :) Yavas yavas ilerliyoruz… En sag seritte… Denizi, gokyuzunu, dagi icimize cekiyoruz… Yol uzerinde aldigimiz meyvelerimizi yiye yiye donuyoruz… Aciyoruz radyomuzu ! Sarkilari bagira bagira soyleye soyleye donuyoruz… Zafer bizimdir !

Zafer Bizimdir !

Her zaman oldugu ve olmasini istedigimiz gibi bir cumleyle bitiriyoruz yazimizi; bir baska yerde bulusmak uzere!

Sevgilerimle.







Pazartesi, Ağustos 28, 2006

Kuzum yoksa sen balik misin?

eğer bir ors isen sessiz ol; yok eğer cekic isen siki vur...
 

Tavuk mu yumurtadan cikti, yoksa yumurta mı tavuktan demeyecegim… Malumunuz uzere gecti artik bunun modasi…
Ama baliklar mi alik olur, yoksa aliklar midir balik olan deyip yine dokunduracagim yumurta-tavuk meselesine… Oldu da bir cikis noktasi bulursam horoz gibi “benden cikmadigi kesin” diye; sonuca ulasabilecegim bu derin felsefe karsinda !
Havalar biliyorsunuz pek bir sicak gidiyor su gunlerde… Sicak olan havalar midir bizler miyiz bunu da pek kestirebilmis degilim ! Birseyler sicak ama; aramiz mi sicak yoksa? Buyrun bir de buradan yakin! Yaniyor muyuz kuzum? Yoksa yakiyor muyuz? Bir kivilcim mi bu arayi isitan, yoksa herseyi yakip kavuran kul eden bir alev mi?
Kuzum ne olacak biliyor musun bu gidisle; izgara balik olacagiz ! Alik-malik hak getire olacak yani… Hikaye olacak yani !
Canim cigerim balik burcum pek bir espri konusu bu alik meselesinde… Tamamdir; sakin bir burctur… Sessiz olmayi sever… Hayal kurmayi sever… Dusleri sever… Ruyalari sever… Hulyalarda olmayi sever… Ayaklarinin yerden kesilmesini sever… Mutlu olmayi sever… Duygulari sever… Sevmeyi sever… Sevilmeyi sever… Herseyi sever… Otu da sever b.ku da sever:) Bortuyu de sever bocegi de sever… Sevmeyi sever iste… Bir de Seray Sever (Kim yazar; gonul yazar gibi oldu… Ama idare ediverin iste, her espri entel-dantel olacak degil ya… Cok mu takildiniz espriye, dewam edin o halde yaziya tatlim)
Bu mudur bu gariban burcu alik yapan !
Yoksa balik-alik kafiyesinde mi gizlidir bu mubabettin sirri….
Kuzum; soyler misin bana… Kac balik tanidin alik olan… Simdi diyeceksin sazansiniz siz; herseye atliyorsunuz, sizden iyi alik Sam’da kayisi diye… Kuzum; sazan baliktir ama her balik sazan midir?
Geldik iki balik bir araya… Oldu mu aligin alasi ! Sinerji dogdu, fazla enerji dagitti ! Hooop baglar koptu ! Olsun varsin; muhabbet izgarada bitecek demistim; 2 duble raki, 1 parca beyaz peynir, 1 tabak kavun, 3-5 sap roka… Toparlar yine dagilan aliklarimizi !
Dagilan aliklarimiz dedim de; aklima geldi… Su sazan olayina geri donsek… Sazanlarim benim… Biraz da sizin kulaklarinizi cinlatsak?! Desek ki; balik; aliktir, peki her alik da balik midir?
Kuzum yoksa sen alik misin? Anlasilan o ki; oylesin… Nerde yasarsin sevgili aligim… Tatli su aligi misin, tuzlu su aligi mi? Yoksa seni akvaryuma mi kapattilar; ozel bakim deyip kandirdilar… Ya da kavanozda mi yasiyorsun, sahibin 3-5 gunde bir suyunu degistiriyor… Yoksa kadehte bogulan bir alik misin?
Kuzum yoksa sen balik misin?
Oyleyse; yerim ben seni ham ham !!!
Unutmadan; sarkimizdaki sozleri de hatirlatalim yeri gelmisken:

We just poked a little pie,
For the fun that people have at night
Late at night don’t need hostility
The timed smile and pause the free

Cup of tea take time to tihnk yeah
Time to risk a life a life a life
Sweet and handsome soft and porky
You pig out ‘til you’ve seen the light
You pig out ‘til you’ve seen the light

Ne demistik en son? Oyleyse; yerim ben seni ham ham !!!

Pazar, Ağustos 27, 2006

Sansarak Kanyonu


 .
Yazin ilk yuruyusunu gerceklestirdik ! Yuppi bize !
.
.Bu yaz cok sicak gecti… Yine sicak bir Pazar gunu olacak derken; yollar Sansarak Kanyonu’nu gosterdi ! Hazirlandik hemen… Cantalarimizi hazirladik… Dereden de yuruyecegiz diye aldik yanimiza mayolarimizi… yedek ayakkabilarimizi… kiyafetlerimizi… sapkalarimizi… Doldurduk yiyeceklerimizi yanimiza… hazirladik susamli ekmekli ton balikli sandviclerimizi… konserve misirimizi… kirmizi biberimizi… meyvemizi… green teamizi… ice teamizi… hatta cokanatlarimizi ! :) Sirtladik cantamizi, koyulduk yola !
.
Bu sefer guzel Bursamizin baska bir yonune dogru yola koyulduk… Yakindir Bursamizi dort bir yandan kesfetmemiz !
.
Bursamizin kuzeydogusuna dogru ilerliyoruz… Iznik ilcemize varacagiz ! Sonrada tepedeki Sanrarak Koyune ulasacagiz !
.
..
Once biraz cografi bilgi :) Iznikten baslayalim… Bu sefer yolumuz daha uzak… Yaklasik 70-75 km yol yapacagiz gol kenarina kurulmus cinileriyle unlu Iznik’e ulasabilmek icin… Haydi baslayalim !
.

.
Bursa-Yalova Karayolunda ilerliyoruz… Iznik, Bursa istikametinden gelise gore sag tarafta kaliyor… Gemlik’i geciyoruz… Orhangazi’ye geliyoruz… Iznik (Nicaea) tabelasindan saga sapiyoruz, ve ilerliyoruz… Dar asfalt bir yolda uzunca sure gidiyoruz… Yolumuzun baslangic kismi sagli-sollu zeytin agaclari ve tarlalar ile kapli… Gol kiyisina yaklastikca ise solumuzda gol, sagimizda agaclar yolumuza devam ediyoruz… Golun kiyisinda kayiklari, martilari, yuzen cocuklari gorebilirsiniz… Bu dar yolda yaklasik 35-40 km ilerliyoruz ilce merkezine ulasmak icin… Yol boyunca bircok koyu geciyoruz; Golyaka, Soloz, Narlica, Golluce…
.
.
Daha sonra tepeye dogru tirmaniyoruz… Hedef: Sansarak Koyu ! Virajli kivrak yollari da asiyoruz kivrila kivrila… Ne muthis bir manzaradir bu anlatamam ! Bursamizi hep Uludagin eteklerin gormeye alismisiz… Bu sefer perspektif farkli… Samanli daglarindan bakiyoruz Bursamiza… Bu sefer Bursa farkli ! .

Yolumuzda sadece zeytin agaclari yok… seftali bahceleri… uzum baglari… biber tarlalari… domates tarlalari… fasulye tarlalari… 2 katli kerpic evler… pencerelerinde bos tenekelere ekilmis renk renk cicekler… yolda bi anda karsiniza cikan tavuklar… yol kenarindaki cesmede su dolduran koylu kadinlar… traktoruyle yaninizdan gecen koyluler… birbirini kovalayan ustu toz icinde kalmis cocuklar… Tertemiz bir hava… Sakin bir ortam… Burada herseye tepeden bakabilirsiniz ! :):):) Cunku yeteri kadar tepeye cikiyoruz !
.

.
Yaklasik 15 km kadar yukariya cikiyoruz, artik 1.000 metre yukaridayiz ! Coook eski bir dag manav koyune ulasiyoruz: Sansarak koyu ! Iste bizim yerimiz ! Yaklasik 500 yillik koy… Samanli Dağlardan Kozpinari Daginin iki tepesi arasinda kurulmus Sansarak Koyu… Minicik bir koy… (yoksa degil mi?) Yaklasik 100 hanenin ve 400-500 kisinin oldugunu soyleniyor…
.

.
Koyun ismiyle ilgili birkac rivayet mevcut… Bunlardan birincisi; koyde sansar coklugu varmis ve bu nedenle koye “sansarak” ismi verilmis… Bir diger rivayet ise; koyde Osmanli doneminde sarı ve beyaz kısraklar yetistirilirmis savaslar icin… Gunlerden bir gun bir savas donusunde Timur ordulariyla bu bolgeden gecer… Cesmede sari bir kisrak gorur… Bolgeye hemen isim verirler… Sarikisrak daglari ve Sarikisrak koyu diye… Sonrasin da ise Sari kisraktan da “sansarak” ismi dogmus… Bir digeri ise; yine atlarla ilgili… Gunun birinde sari bir kisragi olan bir Turkmen delikanlisi buralara gelmis ve yerlesmis… Kisragindan dolayi “sansarak” oluvermis koyun adi… Anlasilan o ki sansarak ismi; sari kisraktan geliyor bir sekilde…
.
.
Koy iki tepe arasinda kuruldugu icin orman icinde ilerledikten sonra dagdan akan derenin icinden gectigi bir kanyonu var: Sansarak Kanyonu…
.
.
Koyun hemen akabinde yol uzerinde bir patikadan ormana giriyoruz… Muthis bir manzara!
.
Yemyesil agaclarin icinden keciyolundan ilerliyoruz… Toprak nemli… Az onceki sicakligi artik hissetmiyoruz… Cesit cesit bitkiler var etrafimizda… Parkurumuz simdilik rahat… Bir orman yuruyusundeyiz… Muthis bir huzurla ilerliyoruz !
.
.
Ama! O da ne !!! Keciler var ormanda! Oglaklar, kuzularda var ! Bunlarin isi ne burada?! Ne kadar da sevimli bir goruntu… Sehirden gelmisiz… Sicak yollari asmisiz… Kilometrelerce ilerlemisiz… Virajlari asmisiz… Yolda asmalardan bir salkim uzum koparmisiz… Keci yolundan ilerleyerek ormanin icine varmisiz, veee tam bir doga goruntusu ! Kecileeerrr… oglaklaaarrr… koyunlaarrr !!! Bu bir dus olmali ! Ki oldu da walla ! :):):) Cunku karsimiza bir coban kopegi cikti… Az asagisinda da bir kangal ! Ve Coban Mehmet ! Kopekler bizi gorunce huysuzlasti… Havlamaya basladilar… Bizim yawaş yawaş ve buyuk bir sakinlikle yurudugumuz patikada hizli hizli bir oraya bir buraya kosmaya basladilar !
.

.
Aman Allahim! O da ne?! Artik keciler hic de sewimli degiller… Onlar niye kosuyor? Yok ki ne yurumeye ne de kacmaya bir yer ! Adim atacak, iki kisinin yan yana yuruyecegi bir alan yok ki ! Daracik ve kanyona inen bir patika ! Yesil agaclar nerede?! Kimin gozu goruyor ki artik bunu ! Hehhehe…. Ne yalan soyliyeyim… Bu kismi birazcik korkunctu ! Ama grubumuzun cesur cengaverleri kopeklerden, kecilerden, oglaklardan kuzulardan bizi koruyup guvenli dere kiyisina indirdiler… :)

.
Kiyiya gelince soyle bir soluklandik… Nasil bir telas yasandi :) Soguk suya ayaklarimizi soktuk… Bir agac kutugu bulup uzerine oturduk… Yada suyun kenarina coreklendik :) Grup toplandiktan sonra basladik kanyon yuruyusumuze!
Basliyoruzzzzz !!!
.
Dereden yukariya dogru yuruyoruz… Yolun yaklasik 7 km oldugu soylendi… Biz de arada molalarimizda nerdeyse bi 5-6 saat yuruyus yaptik… Derenin baslari ufak taslardan olusuyor… Yuruyus kolay… Suda cok fazla yurumuyorsunuz… 1-2 metre yukarisindan dereye paralel tas tepelerinden yada yer yer topraktan yuruyorsunuz… Ancak ilerledikce taslar buyuyor ve minik birer kaya halini aliyorlar… Ilerleyen kisimlarda da onlar artik devasa kayalar olacak! :)
Kayalarin uzerinden atlaya atlaya gidiyoruz… Bazen derenin icinden gidiyoruz… Gezimizi Agustos ayinda yaptigimiz icin tepedeki kaynak nispeten kurumus… Bu nedenle suyun debisi dusuk… Bizi zorlamiyor… Soguklugu ise o sicakta mukemmel !
.

Ilerledik… Ilerledik… İlerledik… Ve buyuk kayalar arasinda dogal gollere ulastik ! Icinde yuzulebilen derin havuzcuklar! Buz gibi su… Yaniniz sarp kayalar ! Az yukariniz yemyesil orman ! Tam tepeniz masmavi bir gokyuzu ! Birinci havuzda su yuksekligi azaldigi icin burada mola vermiyoruz… Biraz daha yukariya tirmanip diger havuza ulasiyoruz…
.

Tamamdir ! Mola yeri ! Mayosu olanlar cuuup soguk dag suyuna ! Gerci ben de mayo yoktu, ne yazik ki ben katilamadim… Ama yuzenler, ah o yuzenler! Cuup cuuup suya atanlar kendilerini !
.
.
Mola yerimizde ayni zamanda yemek molasi da vermis olduk… Havuz sefamiz! bittikten sonra cantalarimiza sarilip cikardik sandviclerimizi… Ates yakalim, ates yakalim diyen arkadaslar sanirim daha sonradan o parkurda hic de mangalin tasinamayacagini anlamislardir :)
.
.
Son kez havuz keyfi yapildiktan sonra yolumuza dewam ediyoruz… Buraya kadar kocaman kayalar vardi… Onlarin ustunden atladik… Biribirimizi takip ettik… Tirmandik… Adimlarimizi capraz atip kayanin diger tarafina gecmeye calistik… Artik bu yoruculuk bitmeliydi… Adrenalin bu noktada artik azalmaliydi… Havuz keyfinden sonra, yemeklerden sonra daha rahat bir yuruyusumuz olmaliydi… Amaaaa ! Olmadi ! Kayalar ! Devasa kayalar ! Sular daha yukseldi… Offf ! Her adim atisimda bir sonraki kayayi nasil gececegimi dusundum… Evet grupta zip zip hemen ilerleyen arkadaslar vardi… Ama ben:( anca oldu iste !
.
.
Oyle bir noktaya geldik ki ! Ki iste en nefret ettigim yer oldu… Ilerliyorsunuz ama bi anda tam karsiniza boyunuz kadar yuksek bir kaya cikiyor… Asmak zorundasiniz… Sol tarafiniz dere… Gecemezsiniz… Minyatur selalesi var… Sag taraf kayalardan olusan bir tepe… Haydaaa ! Nasil gecicez burayi… Duvar burasi duvar ! Haahhh ! anladim… Kayada cikintilar var… Oralara basacagiz…
.

.
Ahhh ! Evet hemen yukarida bir agac dali var… Onu kavrayacagiz… Adimlarimizla kendimizi yukseltirken agac dalindan kuvvet alip kendimizi cekecegiz ve kayanin ustune tirmanmis diger arkadasimiz bizi kavrayacak !
.

.
Niye bu boyle olmadi ! :(:(:( Bu noktada kendimden utaniyorum arkadaslar ! Ben burada zorlandim… Zaten tirmanirken su duvari! ayri bir kabiliyetsizlik ornegi sergiledim… Ustune ustluk o kayayi tirmandiktan sonra diger taraftaki karsi kayaya atlamak gerekiyormus, bunu da sonradan fark eden ve atladigi an ayagi topraktan kayip iki kaya arasindaki yine minyatur bir yariktan kayan biri olarak sanirim butun yeteneksizligimi sergiledim ! Bunun icin cooook utaniyorum, coook! Beni bagislayiniz… Kayarken gercekten cok korktum… Ama tutamadim kendimi…
.
.
..
Allahtan bir agac dali cikip onume beni durdurdu ve kayalarin arasinda sabitlendim ve de tepedeki arkadalarim bi sekilde beni tumaya calistilar… Biliyorum en az benim kadar korktunuz, ve belki de kaydigim icin kizdiniz… Benim icinde guzel bir an olmadi… Kurtardik kendimizi velhasil! Yola devam… Bu sefer daha dikkatliyiz!Yuruduk… Yuruduk… Yuruduk…
.
.Veee; bir duzluge geldik ! Degirmen burasi! Eski bir degirmen! Fazla birseyi kalmamis ama zorlu bir parkurdan sonra yemmmyesillll cimenler… Ohhh ! Degirmen icinde yasli bir amca… Yaninda da kopegi findik… Vee cimenlere yatip dinlenen bizler! Az ilerimizde de inekler :):):)
.
..
Dinlenip, yolda goz hakki diye topladigimiz uzumlerimizi ve cantalarimizdaki son buskuvilerimizi de yedikten sonra suyun sig kismindan karsi tarafa geciyoruz… Vee; gelisimize benzer bir patikadan yukariya tirmaniyoruz… Artik hava isinmaya mi basladi… Yoksa yorgunluktan mi sicakligi hissediyoruz bilmiyorum… Guzel bir ikinci keciyolu yuruyusu ile yolun tepesine cikiyoruz… Yoldan da asagiya arabalarimiza dogru yuruyoruz….
Ve artik arabalarimizdayiz… Tozlanmis, islanmis ayakkabilerimiz, kiyafetlerimizi yedeklerimizle degistirip donuse geciyoruz….
.
.
..
. .
Cikistaki virajlari bu sefer hizli hizli atlayarak son bir manzara keyfi yapiyoruz… Iznik’e geliyoruz… Tarihi ilcenin muzesini geziyoruz… Gol kenarinda misir alip yiyoruz… Cay bahcesinde yorgunluk caylarimi yudumluyoruz…. Ve artik Bursa bize goz kirpiyor aksam saatlerinden…
.
Bittiii ! Bu kadar ! :)
Bir baska gezide bir arada olabilmek dilegiyle…
Sevgiler!